<- :: Sonraki Sayfa ->

7/8/2007

Elest meclisinde...

 


Elest meclisinde Allah’a söz veren ruhlara…


Uyan kursağından Yusuf;uyan…
Geçmiş bimarım, rahnem uyan…
Çığlıksız şaha vuran,düşlerimden nehlendiremediğim…
D/ilimde patlıyor narın,yan…

Ukba zamanlardan inme az’ında telaşlı ısmarlanırım Yusuf yanıma…
Her y/anım bir/az…Her y/anım bir/azar sus kadar…
Hoyrat kaderin kederinde kulaçlanırım…
Dönüpte yüz döktüğüm kuyularına, sahra yanımla kundaklandım…

Ey nur kokulu sevgili…!
Eylül çölüne soyundu baskın avazlarım…
Az’ınlık yanıma dayatırım, yaşam arası gevelenen mülteci Yusuf savaşımı…
Kuyularda leyl esen Yusuf yüzüne açtım pencerelerimi…
Zihnimin kursağına aç/ık bırakırım, çekilmiş soluğumu…
Kabzeliğine cür’etim içimin şulesinden…
Kuyularına yedi-i idam perdedar eyler semm övgüleri…
Gözlerin feri kurban ağıtlara…
Dönüpde kuyulara bir dem vurdum yüzümü…İmge lal eserim esaretliğime…

Leyl-i gecelere kuyu uğultusunda esen terk-i yar Yusuf…
Uğultularına Züleyha avazı varırım..Musalla taşına ağır yatar ruhum…
Akşam alacasına çengellenir, çarmığa gerilen kangren başım…
Dönüpte kalma Yusuf, dönüpte kalma içine bükülen Züleyha alacasında…
Söylemlerim paslı pranga dilime…
Bakıpta, susupta görme kıble sabahlara açan yediverenlerimin devrilişini…
Us’uma sekr’i koyulur göçüm…

Leyl_i y/anım;uzak dur keskinliği rahne virajlardan…
Kahbe suallerin dinmeyen serzenişlerinde tutuşan hasretler,yazgımın bitim fermanına felç indiriyor…
Yakup figanında s/arıyorum…
Kuyu diplerinde içimin dokunulmazlına uzlet kılınan devirlerimi…
Gittim kaldığım yerlerde an/ımsanarak…
Kaldım gittiğin kadar az/ımsanarak…
Penceremin nispet-i in’kas yüz’üme Yusuf düşen leyl-i yar…

Sus Yusuf b/akışlım sus…Pustum Yakup karanlığına…
Züleyha olmak yetmedi özüme, Yakup sardım ben’liğime…

Elest meclisinde söz verdim…Yusuf’luğuma astım ruhumu…
O vakte kadar susacak özüm…


Gönül derler ser-i kuyunda bir divanemiz kaldı…Yusuf…


ŞULE İDİZ (uzlet)

7/8/2007

Ne Kahraman Olabildim Giderken; Ne De Onun Oldum Kaldığımda...

 

 


Bitimsiz bir (ç)ağrıdır şimdi,gecenin karanlığına haykırdığım…
(s)olgun cümlelerimde ağır yaralı kalmış,
hicran iniltili bayat intiharlarım…
Hırsını alamadağım öfke kanamalı gidişler,
ne kadar yoklasa da sabrımın sınırlarını,
kavga makamında türkülere eşlik ediyorum yakılmış sesimle…
Yalandan yapılmış sahnelerde,tüm replikleri gerçek bir oyunun
unutulmayacak karelerini canlandırıyorum…
Korkuyorum yıkıldığım günlere çentik atar diye ,sabırsız arzularım…
Bu yüzden kaldırmıyorum kabuğunu neşter kesiği yaralarımın…


susuyorum soluğuna gece;
Boğazıma tükürülen karanlıklarında
sessiz düşüyorum yaralarıma…
Yavan düş/ler çiziyorum yüzüme…
dünlerden bozma eksikliğim, eskiyor Yalnızlığıma…
hüzün hükmünü yemiş ifadesizliğim,
Kentsizliğime diz üstü düşüyor…
Yol heybeme ilişiyor bir parça nedamet daha…
Uykusuzluğum bölünüyor korkularıma…


Kırılmış aşk parçaları serili gecenin karanlığına…
Çabucak gelen baskın bir ayazdı yalnızlık…
Çıplağım,ardışık acıların kuşatmasında…
Giyinemedim kelimelerin sıcak anlamlarını üzerime..
Adımlarımda ağır bir yürüyüşün sızısı
ve bu sızıyı kemiren hırçın cümlelerim var…

“Mah/pustayım”

Pustum bil/e/meden gizime;
Az’almış yanlarıma birikiyor devrik tanımsızlığım…
Kaçışlarıma yazılıyor dilsizliğim küfür tadında…
Kaçıyorum adımlarım yettiğince…
Kaç adım kaldımsa geriye,kaç ad kaldımsa kendime…
Yollarım içime uzuyor yine…azılı intiharlar soluk kesiliyor yüzüme…
Zaman/sızım eski bir şiir tadında gülüşlere…

Ardıma bakmaya korkar oldu gözlerim…
Gelecek zamana çekiyorum tüm fiilleri…
Anlamını yitirmiş ne varsa kalemimden sızan,
Üstü başı par(ç)alanmış bir ezginin nakaratına yazdırıyor kendini…

Tanık varım boy veren ihanetlere…
Bakışlarıma bilenen yanılgılarım alev tadında telaşlı…
Veballerim nadasa bırakılı…
Tarihi eksi arşivi geniş yalnızlıklara, kimliksizliğim yazılı…

Cılız bir umudu uyandırıyorum her sabah…
Alt noktası yüreğim olan ünlem işaretleriyle
(k)aralıyorum kaygılarımın sayfalarını…
Çengelleri içiçe geçmiş soruların,
üç noktayla son bulan çelişkili cevaplarında
kaybediyorum anlama yetimi…

“Anlam/sızım…”


Vurdum sabrı elime;
Kızıl kan içiyorum dilime…Sesime yankı bulan kırk ikindi ezalar dimağıma sorguda…
Şahadete durmuş minarelerde seslenirken sonum ,
Son sela dem vuruyor üstüme…
Vakitsiz seriliyor kara kefenler bedenime…



Yine öfkeyle bileniyorum,haldan bilmez kahpe yalanların,
kedere isyan sözlerine…
Sabah ezanıyla uyanıp,kirli seccadelere
sahte yüzlerini süren yalan bakışların,
iğrençliğinde kaybediyorum inancımı…

“BİR İNSAN BU KADAR EKSİLEBİLİR Mİ ?”


Usul usul çekiyorum kendimi alfabesizliğime…
Saklıyorum ima edemediğim sözlerimi üç noktalar ardına…
İmhasız öfkelere taşıyorum ikametsizliğimi…
Elemlere göç eyleyen ruhum direniyor ünlemlere…
Tövbeler akıyor sesime…Aklıma düşüyorum birden…
An’sız kalıyorum adıma kesilen hükümlere…İthaf düşüyorum adımın yıkımına…

Eksiğim…
NE KAHRAMAN OLABİLDİM GİDERKEN…
NEDE ONUN OLDUM KALDIĞIMDA…
Zaten ben hiç baş edemedim ki ;
Kanser gibi hücrelerime yayılan
sevimsiz cümlelerin öfke dayatan faşizanlığıyla…
Dumandan kapkara “F” tipi odamın duvarlarına afişliyorum direncimi…

“Kahrolsun (Hain Bu) Sevda”

Boğ/az’ıma kadar battım infazlara…
Doldum içi küf birikintili düş odalarına…
Düştün yanıma ölüm b/akışında…
Zamansız geldim kendime yanılgı t/adında…
Ve yangın oldum kentimin yalınsızlığına ,yanıldığım yanımla…

NE KAHRAMAN OLABİLDİM GİDERKEN…
NEDE ONUN OLDUM KALDIĞIMDA…


Kırmızı satırlar :Hasan KARADENİZ
Mavi satırlar :Şule İDİZ

__________________

7/8/2007

P/İstanbul

 


Ete kemiğe bürünmüş sus payı kadar alaz dilli söz yaşları/n…maverasında rahne tutmuş bütün kaviller sesime geçen ilmek boyu kadar…içime yıkanır susların…gi/ri/t, adar sancılarıma yazgılanan ihanetin ihbarı …dimağıma ağır varır ölüm…avuçalarıma dua yakarışında süzül…


Ağırlaşan rüzgarın faraz uğltusu eşgalsiz uğuldar faili düşlere…esatiri ızdırapsın dilime…içime biçilen ölüm lisanıma ukde…evkat yok birden fazla ölmeyi bilenlere…sen yinede dönme yüreğim kendine…


Arşı tavafa durmuş p/istanbul…bizarlığımı nakışlandır,öğüt değirmeninde mikyası bozuk yan/ıl/gılarımı…dur/aksa/ma sus beni…s/özüme yalın unutuşların…anlattıkça ek/sil/en menkurluğuna adanan yanılgılarıma….şizofrenliğim p/istanbuldan kalma…masal kokulu gecende sus payın kadar susma dilime…sen yüreğim; yinede p/istanbul kadar uzlet kal içime...


Adaleti boz/g/un yaşamların…dimağıma oy/na/ma p/İstanbul asiliğini….içimin şulesinden
Hesaba çekilmiş ömürleri bastım mühürlü düşlere…karanlığına düşen koridorları kadar varılmaz bakışlarına istanbul…tüllenen yaşamlarına bir huzme bırakır himmetinden seyre duran hesaplar…katliama vurgun edepsiz karanlığın sinelere gerdan niyetinde dizilir…


Bir kahırlık soluktu boğazlarında yaşam…zaman/sızıma aktın… ç/izdin düşüme düş katliamların…bir demde şahlanan asiliğini serdin, üstüme kefen niyetine sarılan duvarlarına…adil değildi dilime devrik düşen kentimin yakarışları…


Yüzüme ağır varır yüzün…sürçer anlamsızlığın lisanıma… dimağımın f tipi odalarına baskın düşer aklının deliliği…yapma p/İstanbul şizofrenliğim senden derme, esir düşme…ağır gelirsin düşüme..aklına adar düşen kaç ayrılık vardı oysa adsızlığında...


İntihar yanına durdu sezenişler…temiz olmayanın önüne sen düştün yine.. Eksildin..kendi pis/tanbulluğunda…kimliksiz aksettin aynalara…eşgalsizdi silüitlerin...üstüne bassan geçip gitsen içinden…eksildin…o vakit dönme kendine…var pis/liğinde bul kendini…bundan sonran düş değil…bundan sonran ölüm gibi…p/istanbul

7/8/2007

menzil

 



Giderken, ağzıma sürdüğün bir avuç hüzünle beslendim sensizliğe, bu kendini bilmez kentin kilitsiz kapıları ardında. Ve sessizliğinde büyüdüm senli yalnızlıklara. Her büyüyüşümde hayat hep bir akşam oluyordu düşlerimde ve yorgunluğunu vurmuştu ayrılık soluğuna. Adı konulmayan baharın çalkantılarındaydı avuntusuzluklarım. Acuze sancılar katıktı yangınlarıma. Titrek ellerimdeki sevdanın atışları yoktu artık. Bağdaş kurmuş beni bekleyen susuşlarım vardı avuçlarımda ve her susuşumda seni dilsiz ezberleyendim... Mücadelesi yitik ayrılık sahnesinin ağır çekilmiş figüranlarıydı sanki akreple yelkovan. Geçmek bilmeyen zamanın tiktaklarına kuruluydu bitmeyen sancılı bekleyişlerim. Deniz boyu uzanan yalnızlığıma yarendi asi suskunluklarım. Muharip bir gecede tatlı bir acıyla kanıyordu tüm yaralarım. Bulut arası firar eden mahcup ayın şavkı vuruyordu zulmeden karanlık geceme. şairin neşter vurulmuş kifayesi yitik satırlarının gölgesi volta atıyordu ayrılığın çatlayışını taşıyan yüzümde... kirpiklerime tutunamayan hayat, ayak diplerimde birikiyordu. sensizliğin kimsesizliği diz çökmüş kentin orta yerine. Giyotine yatırılmış bütün nedametlerimle yüzleşirken yitirdiğim tüm değerler bir cam yansımasından susuşuma nakşoluyordu. Boğazıma düğümleniyordu bu vuslatı olmayan naçar ayrılık. Ayrılığın bedelini ayrılarak ödemenin yasına bürünüyordu hasret ateşindeki üşüyen titrek yüreğim. Ayrılık limanındaki her gidiş, umudun tükenilmişliğine giden yolumun mesafesini bir adım daha uzatıyor ve her uzayış, atılan her adımda yalnızlığımı alışılmış hale getiriyordu yaşamımda...

Söylemek bir gerçeklik ifade etmese de, cebime tıkıştırdığım bulutlarıma yükledim yağmur gözlerini. içime atıyorum yokluğunu. Vazgeçtiğim kadar vazgeçemediğimsin alışılmış yaşamımda. Yaşama attığım oltanın ucunda yoksun. Yörüngesi yitik cümleler gibi suskun hayatın masalında, beklentideki bütün bekleyişlerim. Hicran demlerindeki susuşlarım mahzeninde yıllanmaya mahkum. Çürüyen tahtalarına tutunduğum sensizliğin siyahına, denizimin mavisini serpiştiriyorum ve menzile bir mevzi kala tüm siyahları tam gözünden maviyle vuruyorum...

 

7/8/2007

Zula

 

  Çocukluğumun avuçları arasındayken düşlerim ve daha büyümemişken annemin dizindeki çocuk yüreğim,nerden bilebilirdi ruhuna adını bir muska gibi takacağını. Oyunlara tutsak küçük yüreğime hangi arada nasılda sığdırıyordun kendini. Gölgesizliğinde barındırdığın zifiri sevdanın, hangi vakit esiri oldu yüreğim. Yıllar seni biriktirirken bana, kirpiklerime tutunamayan hayat kayıplarımı mı dökecekti didarıma. Aslı yalan gülüşlerimin katili olmak için mi geldin bana. baş kaldıran isyankar ruhum, intihara eğilimli bir şizofren gibi battı sevdasızlığına. ızdıraplı bir feryadın ahengine adadım ömrümü. Yaşamın köşe başlarında sen dolanırken ayaklarıma ve kentsizliğin kıyılarında ağlayan annemin küçük kızı kesiliyorken ansızın yüreğim, içine kapanan düşlerde küflenmiş ceset kesiliyor gözlerim.

  Bilir misin;her insan geçerken sevdanın içinden her kalem bir kelam kesilirmiş sevgiliye. Sen geçerken benim içinden ve kalem biterken satırlara, kelam beni bitirdi tutsaklığında. Bileklerimden kavrayan aşk ayrılığı kelepçe yaptı.
Ey kalbi hükmü altında tutan sevgili; sensizlikte ve kentsizliğinde sabrı mıhlarken düşlerime, bitip gitmeye yeminliyim. Tuzaklarına zehirli sitem bırakıyorum. Cesaretli bir yalnızlığın dalgıcığım. Aynalarda zar_ü efkan uzletim, didarımdaki zulalara yara oluyor. iki yaşam arası bir kalp kaç kez çarpar, saymadı çocuk düşlerim. Ne ölümü arzulayacak cesaretim var ne yaşamı omuzlayacak yüreğim. Ruhumu avutmaya yeltenecekken, ikrarın sükutu oldu suskunluğum, çocuktum, sustum... Ayrılığın işgal altındaki kemendinde asılı kaldı avuntum...

  Aşk sustuğu oranda büyür,büyüdüğü oranda susarmış. Bedel oluyorum o vakit suskunluklara, susuyorum bir kez daha sana. Ve susarken annemin küçük kızı olmaktan vazgeçip büyüyorum zamana.
Büyüyen kız şimdi direnirken yaşanmamışlıklara ve yenilerek ayrılığa, diline bu son sözü tutsak yapıyordu aynalarda..

SENİNLE BAŞLADI BİTSİN SENİNLE...